Kürt Medyası

Kimlik, Dil ve Güç Dengesi: İran Konferanslarına Kürt Siyasi Katılımı Üzerine Bir Okuma

16 görüntülenme

Kajal Hajiabbasi — siyasi aktivist ve Kürdistan Kadınları Örgütü Başkanı

Her Kürt siyasetçi ve aktivist, muhalefetin ya da İran merkezlerinin siyasi konferans ve toplantı salonlarına adım attığında, temel ve hayati bir soruyla karşı karşıya kalır: Neden mesajı iletmenin tek yolu her zaman Farsça oluyor? Bu, kolaylık sağlamak için yapılan teknik ve örgütsel bir tercih mi, yoksa yazılı olmayan bir merkeziyetçilik sisteminin ve egemen dilin üstünlüğünün bir kanıtı mı? Farsça'ya başvurmak, özgüven eksikliğinin ve egemen güç karşısında bir tür kendini küçümsemenin işareti mi, yoksa sadece siyasi bir taktik mi?

Bu sorunun cevabı tek bir boyutu kapsamamaktadır; birbiriyle iç içe geçmiş birkaç yönü vardır:

Birincisi: Bazı Kürt temsilciler, Farsça'nın kullanılmasının mesajı mümkün olduğunca geniş bir dinleyici kitlesine ulaştırmak ve İran kamuoyunu etkilemek için bir 'kestirme yol' olduğuna inanmaktadır. Ancak bu görüşün tarihsel bir bedeli vardır; zira bir siyasi taktik, mesajı iletmek adına kendi dilinden vazgeçtiğinde, aslında merkezin kültürel ve siyasi üstünlüğünü önceden kabul etmiş olur ve kendi söyleminin kimlik boyutunu zayıflatır.

İkincisi: Bu toplantıların çoğunda mutlak bir yasal yasak olmasa da, görünmez bir sınır ve sürekli bir psikolojik korku mevcuttur. Katılımcıların çoğu 'ot sansüre' başvurur; Kürtçe konuşmanın ayrılıkçılık veya aşırılıkçılık işareti olarak yorumlanabileceğinden korkarlar. Bu durum, siyasi arenalarda Kürt sesinin haklara sahip bir kutup olarak değil, yalnızca dilsel bir ek olarak görünmesine neden olur.

Üçüncüsü: Demokrasi ve ittifak tartışıldığında, çoğulculuk ve çokdillilik genellikle ortak dil ve ulusal birlik adına kenara itilir. Ancak şunu açıkça belirtmek gerekir: çokdilliliğin ortadan kaldırılması üzerine inşa edilen bir demokrasi, diktatörlüğün sadece yüzünü değiştirmesinden ibarettir. Dil haklarına saygı ikincil bir mesele değildir; bu, her türlü gerçek demokratik anlaşmanın temel taşıdır.

Dördüncüsü: Bu konunun önemli bir yönü, söz ile eylem arasındaki kopukluktur. Federalizmden söz eden partilerin çoğunun en küçük pratik adımda bile başarısız olduğu dikkat çekicidir. Federalizm sadece iktidarın paylaşımı değildir; dilsel eşitlik onun temel direklerinden biridir. Farsça dışındaki dillere simultane çeviri yapılmayan bir konferansta federalizmden söz etmek temelsizdir ve parlak bir slogandan öteye geçmez. Bu sadece teknik bir eksiklik değil; siyasi iradenin zayıflığının bir işaretidir.

Beşinci olarak: Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı gibi temel talepleri genellikle yumuşak veya dolaylı bir şekilde sansürlenmektedir. Kürtler ve İran coğrafyasındaki diğer halklar, kendi kimliklerinin en ufak bir sembolünü bile sergilemelerine izin verilmeden, her zaman merkezci İran ulus devletinin bayrakları ve sembolleri altında toplanmaya zorlanmaktadır. Bu eylem, özünde, marjinalleştirilmiş tarafları uydurma çabasıdır — eşit bir ortaklık değildir. Pers kökenli olmayan halkların, sadece küçük bir yaka kurdelesi takarak veya önemsiz bir jestle bu eşitsizliği telafi etmeye çalışması, resmi siyasi ve yasal hakların yerini tutamaz.

Sonuç olarak, bu mesele sadece dilsel bir mesele değildir; güç dengesinin bir yansımasıdır. Kürtçe sadece bir konuşma aracı değildir; kimliğin ve siyasi hakların önemli bir parçasıdır. Bu nedenle, Kürt siyasetinin daha fazla özgüvenle, herhangi bir platformda katılım için kendi ulusal koşullarını ve sınırlarını belirleme zamanı gelmiştir. Kürtçenin resmi ve eşit bir dil olarak ve ulusal bir kimlik olarak yer almadığı hiçbir katılım, özgür bir geleceğin garantisi olamaz. Amaç sadece merkezin demokratikleşmesi değil; Kürdistan halkının eşit bir ulus olarak haysiyetinin korunması ve meşru haklarının güvence altına alınmasıdır.